online pharmacy usa

Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Ahkam kesilmemiş

Her Türk David Lynch doğar...

Geçen hafta dağıtımımız yapıldı. Artık usta bir jandarma eriyim. Düzeltiyorum jandarma çavuşuyum. Çok havalıyım. Gece çavuşu oldum. (“havalı” kelimesi, kelimenin en kinayeli anlamı ile kullanılmıştır. Nitekim über küçük bir karakoldayım ve yapacak çok az işimiz var. Telefonla bizi arayan vatandaşlar “Arı kovanıma ayı saldırdı” gibi şikayetlerde bulunuyorlar.) Geceleri yaşıyorum, gündüzleri uyuyorum. Toplam 17 kişilik karakolumuz, şirin bir ev edası ile çalışmakta. Alt devre üst devre arasına sıkışmış olan biz 3 kısa dönem, kah onlarla kah bunlarla çekişe çekişe mıntıka yapıyoruz, Kral TV seyrediyoruz. Anlayacağınız bunlar neşeli, eğlenceli, mutlu mesut, şakacı günler. Kendime, okuma yazmayı 20 yaşında askerde öğrenmiş bir asker arkadaşımı düzgün okur yazar yapmak gibi bir görev edindim. Gizem’in getirdiği kitaplardan Momo isimli bir tanesini ona verdim. Okutup sonra hakkında muhabbet etmeyi planlıyorum. Birazdan da onun için yeni bir kitap bulmaya gideceğim.

* Kral TV dedim aklıma geldi, Digiturk sahibi olmaktan tüketici ile bağlarım kopmuş haberim yok. Mesela Sıla ve Viva gibi iki müzik kanalını ben bu karakolda öğrendim. Bir yandan klip dönen bu kanallarda, sağ köşede de çöpçatanlık düzeneği kurulmuş. “Ben x, y ilinde oturuyorum. Sarı saçlı mavi gözlüyüm. Bayanlara selam ederim” kıvamında mesajlar dönüyor. Hatta kanal üzerinden chat yapanlar bile var. Gözümden kaçmayan başka bir ayrıntı erkeklerin hatrı sayılır oranda kapalı kadın arayışında olması. Aradıkları şey ve aradıkları mecra çok tezat, çok bir ironik değil mi?

Dağıtım sonrası her şey bu kadar toz pembe olmadı benim için. İlk dağıtımım çok daha büyük ve işlek bir karakola;. 150 metrekarelik bir avlusu bulunan etrafı yüksek duvarlarla çevrili bir karakola yapıldı. Askerlik yapmamışlar ya da kadınlar için kısaca özetlemek gerekirse; er dediğin rütbeliden ve işten bütün askerliği boyunca kaçar. Bir erin teskeresine kadar uzmanlaştığı ve en yetkin olduğu konu “arazi” olmaktır. Söz konusu karakolda bu ikisi de imkansız. Nitekim 15 ranzanın bulunduğu koğuş ve avlu dışında başka hiç bir alan yok. Ayrıca altı çizilmeden geçilemeyecek başka bir husus da 30 küsur ere 20 küsur rütbeli askerin düşmesi. Her an köşeyi dönen bir rütbeli sayesinde götümüz 5 dakika yer görmedi (Gizem bu jargonumdan hoşlanmıyor ama asker zamanı böyle, sonra yine kibar mizacıma geri dönerim diye umuyorum). “Yer” dediysem; kanepe, iskemle falan düşünmeyin asfalttan ya da betondan bahsediyorum. Neyse 3 günlük alt devre üst devre kavgasından, üst devrelerin bize iş kitleme çablarını bertaraf ettikten sonra bu karakoldan da dağıtımımız yapıldı.

Yeri gelmişken buradan Deniz E.’ye selamı bir borç biliyorum. (hemen anlatayım) Pek sevgili Deniz ile dağıtılması gereken askerler arasından, son üç askerden ikisi olarak yüzbaşının önüdünde koridorda bir duvar dibinde kala kaldık. İkimiz de benim şu anda olduğum karakolu istiyorduk, nitekim öbür seçenek cezaevi karakoluydu. Komutan “cezaevine kafası çalışan birini göndermek istiyorum. Yani sen veya sen gideceksin. Madem ikiniz de istemiyor büyük olanınız cezaevine gidecek” dedi ve bir seneden az bir fark ile ben paçayı kurtardım. Deniz tek başına, cezaevinin yolunu tuttu. Halbuki ikimiz de aynı yere gidebilseydik askerliğimizi bitmiş sayardım. Sağlık olsun.

Neyse, askerlik anılarımı blog’la bir şekilde bağlamayı planlıyordum hatta dün yağan über Trabzon yağmurundan kaçmak için cam fanusu andıran nöbet kulübesinin içinde nöbet tutarken inanılmaz tezler ve çeşitli edebi karşılaştırmalar üretmiştim kafamda ama hepsini unutmuşum. Halbuki ne kadar zeki bulmuştum düşündüklerimi… Bir daha nöbetlerimi kağıt kalemle tutacağım. İnsanın nöbet tutarken düşünecek çok vakti oluyor. En son ne zaman 2 saat boyunca hiç bir şey yapmadan ayakta durdum bilemiyorum. Mesela söyle şeyler düşündüm; adamlar yapıyor biz izliyoruz, adamlar yapıyor biz dinliyoruz ve bakıyoruz. Biz niye yapamıyoruz, biz bu garipliklerin içinde doğup büyüyor ve ölüyoruz? Aslında bizim elimizde bir David Lynch olabilmek, abuk sabuk sahneler yaratabilmek (Gizem kızma), “garip olmak” için garip işler çıkartacak doğal malzeme bol. Askerlik yapmış her Türk gencinin bir David Lynch ya da ne bileyim bir Paul Auster olması işten bile değil bence. Malzeme bol. Mesela içinde komutan çocuklarının top oynadığı kaçan toplarını “asker abii asker abiii” diye böğürerek gariban erlere toplattırdığı, kızların çığlık çığlığa etrafta koşuştururken su tabancasıyla birbirlerini ve bu esnada biraz önce bize istikamet veren, süründüren subayları da ıslattığı ve sadece “yapma evladım, yapma çocuğum” gibi tepkiler aldığı, yan gecekondumtrak binadaki delinin her gün içtima sırasında çığlıklar attığı, arka planda Kral Tv tınıları duyulan bir karakolu David Lynch oturup düşünmek, hayalgücünün derinlerinden çıkartmak zorunda. Bizim için askere gitmek yeterli. Gizem, Paul Auster‘ın “In the country of last things” kitabını getirmişti. Acemi birliğinde okudum. Mesela Paul Ağabey bu kitap için aylarca hatta senelerce düşünmüştür. Karakterlerin halet-i ruhiyesini oluşturmak, şehrin karanlık ve yalnız havasını yaratabilmek için az tırnak yememiştir. Halbuki 28 günlük acemi birliğine gelse düşünmesine gerek kalmaz birebir yaşardı o şehirde. Yani demek istediğim bizim yaratıcı olmamıza gerek yok, biz etrafımıza bakalım yüzlerce Auster’a, bir o kadar da Lynch’e yetecek hatta artacak hikayemiz var aslında.

Dün bu nöbette bu anlattıklarım daha zekice ve derin geliyordu. Burada olmadı sanırım. Bu kendi düşüncelerimi zeki bulma dururum, annemin beni çok komik, yakışıklı, zeki vs. bulması gibi bir şey de olabilir. Toparlayacak da vaktim çok yok. Çarşı izni sınırlı biliyorsunuz. Bir daha dersimi daha iyi çalışıp geleceğim. Bu seferlik idare edin. Son 40 küsür gündür maruz kaldıklarımı göz önüne alırsanız çok bile bunlar.

Bir dahaki sefere Ramazan Bayramı ve askerlik üzerine yazmayı planlıyorum. Aslında bugün yazacaktım ama hem zamanım yetmeyecek hem de annem ve Gizem sakıncalı şeyler yazmamam gerektiği konusunda 23486380 kere uyardı beni. Bu konu başlı başına sakıncalı ama bir o kadar da irdelenmesi gereken bir konu.

Esen kalın….

Ahkamlar

Switch to our mobile site