online pharmacy usa

Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Bir Ahkam Kesilmiş

Mozaik tutkalı olarak Kubrick

Çok uzun zamandır bir şey yazasım yoktu. Aslında, özellikle beni tanıyanlar anlayacaktır, yazacak çizecek anlatacak küfeyle lafım var bu askerlik konusunda. Askerlik hiç bir şey değilse hikayelerden oluşan bir olay benim için. Gizem en son insanlara hikayelerimi benim kelimelerimle anlatmayı deniyordu, cümlelerimi tamamlıyordu. Mesela bir başçavuşum var, o kadar malzeme çıkar ki, onu burada bir iki post’la anlatmak adli suç sayılmalır. Kendisi için başlı başına bir blof açmak gerek. Bir de sansür var tabi. Annem ve Gizem yazdıklarıma dikkat etmem gerektiğini o kadar çok tekrarladılar ki hiç yazasım gelmedi. Amma velakin pek sevgili Kubrick amca bu şevkimi bir anda geri aşıladı.

Hemen bir genel bilgi bombardımanına tutmak istiyorum sizi. Nitekim benim duygu ve düşüncelerime erişebilmeniz için bilmeniz gereken bir takım ayrıntılar var. Son 3 aydır yaşadığım karakolun sakinlerinin genel durumlarını, ne yapıp ne ettiklerini bilirseniz Kubrick’in ne ulu bir insan olduğunu daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum.

Mesela karakol sakinleri ile şöyle diyaloglarım oluyor. Bu Popstar, Mopstar yarışmaları var ya onlardan birine bakıyoruz (evet biz film, dizi ya da maç seyretmiyoruz. Biz bunlara bakıyoruz.) Konuk sanatçı kıvamında Öykü&Berk; isimli arkadaşlar çıkmışlar sahneye sanatlarını icra ediyorlar. Bilmeyenler için hemen kendilerini biraz tanıtayım. Bu abi kardeş ikili, türküleri flamenko tınılarıyla harmanlayıp, çalıp oynuyorlar (öyle alıp dinlemem ama fena değiller, hatta iyiler. Lİnk’e tıklayıp bir göz atın websitelerine). Haliyle gitar çalan Berk bar taburesi benzeri bir şeyin üzerinde bacak bacak üzerine atmış gitarını döver halde çalmakta. Bizimkilerden biri şöyle dedi;
– Bak hayvana, bak şerefsize 70 milyonun önünde bacak bacak üzerine atmış. Sanki babasının evinde oturuyor.
Adama İspanyol gitarın öyle çalındığını anlatmaya çalıştım. Tepkisi “çalacak başka bir şey mi bulamamış? Böyle televizyona mı çıkılır?” oldu. Cevap vermeyi denedim ama anlatmayı beceremedim. Bundan da vazgeçtim.

Bir kaç gün sonra, iştima (evet doğrusu içtima ama herkes iştima diyor, nedeni belirsiz. Bir de parkaya parke, kabzaya kabze diyoruz. Soru sormayı bir süre önce bıraktığımdan üstünde durmuyorum artık bunların) sırasında komutan bir şeye şahit olarak tanrıyı bir kişi olarak saydı. Yani söyle dedi “burada 14kişiyiz, bir de Allah var 15 kişi. Şahitsiniz”. Ben de bunu komik bularak “eheehuhue komutanım Allah’ı bir kişi olarak mı sayıyorsunuz?” diye sordum. Şükrü (şu askerlik bir bitsin Başçavuş’tan sonra bir de Şükrü için blog açacağım) oradan atladı. “evet 1 olarak sayacak tabi, Allah birdir” dedi. Önce elimden silahımı düşürcesine güldüm, sonra anlatmaya kalktım. “Allah birdir” lafının o demek olmadığını açıklamak için debelendim. Bir arpa boyu yol ilerleyemeyip, çaresiz “Haklısın Şükrü” dedim.

Bu hikayeler yazmakla bitmez. Atatürk büstüne ve fotoğraflarına bakıp “bunları yapanlar da asanlar da cehennemlik” diyenler (tamamen puta tapma meselesi yüzünden yoksa Atatürk karşıtı olmaktan değil) mi ararsınız, yoksa Kanada’ya asit denizlerini aşarak gitmek gerektiğini ve ülkede yaşayan über güzel kızları yabancılardan korumak için haritadan silindiğine inanacak adamlar mı istersiniz ya da Marlboro isteyene Maltepe alıp gelen mi hepsi bu ortamda var. Tam bir mozaik anlayacağınız. Bu anlattıklarıma acıyanlar da var, gülenler de, anlamayanlar da. Bir de şunu çok enteresan buluyorum, her türlü pislik yapıp her türlü iğrençliğin en başını çeken adamlar; “hak geçmesin, ya da hakkımı helal etmiyorum” laflarıyla yelkenleri suya indiriyorlar. Çok etkili bir silah. Askere gidecekler bu iki cümleyi etkili kullanmayı öğrenin derim.

Genel durum bu. Kubrick’in gözlerimin önünde ölümünden bilmem kaç sene sonra yaptıklarını size tam olarak yansıtabilmem için anlatmam gereken aslında daha çok ufak tefek ayrıntı var. Geçen hafta İstanbul’a izne gittim, Gizem’i görmeye. Hiç bu kadar iyi gelebileceğini hayal etmemiştim. Dönerken de hem maçları seyredebilmek hem de soğuk Trabzon gecelerinde film, dizi vesaire seyredebilmek için yanımda Digiturk getirdim. Tahminimin aksine 100 kusur kanalık alet yeterince sükse yaratmadı, insanlar 10 kanallık uydu sistemini tercih eder durumdalar. Çünkü Sıla TV ve Viva seyretmek istiyorlar. Sıla Tv konusunu daha önce irdelemiştim. Geceleri Digiturk’umle başbaşa kumrular gibiyiz. İki gece önce GoldMax’te “The Shinning” vardı. Kaçıncı kere seyrediyorum bilmiyorum ama bayılıyorum ben bu filme. Sanırım en sevdiğim Kubrick filmi. Her seyredişimde uzun uzun koridorlarda

bisikletine binen ve köşeleri ardında ne olduğunu bilmeden dönen küçük çocuk sahnesine bayılıyorum. Bir de o lastiklerin çıkardığı sese. Halılarda kesilip parkede çıkan ses şahane bir dokunuş. Her neyse, ben seyretmeye başladım. Arada nöbetçileri falan değiştirdim. Bu arada hiç bu ana kadar hiç bir filmi orjinal hali ile seyredemiyordum, hep dublaj. İlk seyretmeye başladığımda tek başıma olduğumdan orjinal hali ile açıktı film. Ne hikmetse önce nöbeten dönenler izlemeye başladılar, ben onlara kaçırdıkları yerleri anlattım. Ben anlattıkça adamlar iyice kaptırdılar kendilerini. 1,2,3 kişi derken filmin sonunda içeride 7-8 kişi vardı ve hepsi ağzı açık seyrettiler filmi. Ben Jack Nicholson’ın “Here is Johnny” diye bağırdığı ve asansörlerden kan boşalan sahnenin sinema tarihinde yeri olan özel sahneler olduğunu söyledim, hepsi hak verdi. “Abi gavurlar, mavurlar ama çok şahane, 10 numara film yapmışlar” diye eklediler. Bir kaç soru sordular niye bu kadar önemli diye. Ben Kubrick’i anlattım biraz. Karar verildi. Gidip Kubrick filmleri bulunacak ve seyredilecek. Merakla bekliyoruz. Ama diğer filmlere nasıl tepki verirler bilemiyorum. Bana ilginç gelen bu kadar sinemadan, edebiyattan, kültür ve sanat konularından uzak olan adamların hepsinin, asıl önemlisi kendi aralarında da hiç bir ortak zevki olmayan insanların (Nitekim ne seyredileceği ya da ne tür müzik çalınacağı konusunda daimi bir kavga ortamı var karakolda) nasıl oluyor da bir anda The Shinning ortak paydasında buluşabiliyorlar. Sabah kalktıklarında ilk sigaralarının üzerinden film eleştirisi yaptılar. Sonunu tartıştılar. Bunun ne kadar etkileyici olduğunu bilemezsiniz. Gözlerim yaşardı. Adam nasıl bir film yapmış ki bu adamların hepsini bir yerlerinden yakaladı. Hem de anlamadıkları bir dilde. “Alt yazı var” demeyin, benim üniversite mezunu bir çok arkadaşım film festivalindeki filmlere gitmiyor alt yazı okumamak için (onlar “ben film festivalindeyim şekerim” demeyi seviyorlar sadece). Kubrick’in sadece gösterdikleri bile yetti karakola. Bunu yapabilecek çok fazla filmin ya da çok fazla yönetmenin olmadığını düşünüyorum. Belki bu anlattığımı anlayabilmek için ya da etkilenebilmek için orada olmanız gerekiyordu ama anlatmadan geçemedim.

Bayram dolayısı ile bana verilen çarşı izninin de sonuna geldik. Şafak 40 kusur. Esen kalın.

PS: Söyleyecek sözünüz varsa çekinmeyin yazın. Gizem bana telefonda okuyor.

PS: Çok sayıda imla hatası yapmışım, uyarı geldi ama düzeltecek zamanım yok. Çarşı iznim bitti. Askerin kusuruna bakılmaz. Ben sizi koruyorum uykusuz gecelerde. Haftaya düzeltmek üzere…

Comments

Ahkamlar

Switch to our mobile site