online pharmacy usa

Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Ahkam kesilmemiş

Kopenhag dönüşü

 

Kopenhag dönüşü kesecek çok ahkamım olmasına rağmen, bir türlü yazacak zamanım olmadı. Şimdi de çalışmam gerek aslında ama post yazmayı tercih ediyorum.

Öncelikle yazımı okumadan Deniz‘e kulak vermenizi istiyorum, kulak verin ki  ben “davayı sattı bu Adamlar Yapıyor” lafları yemeden önce durumu anlayın. Boşu boşuna kalbimi kırmayın. Çok Gezenler Kulubü ile Berlin dönüşü yazdığı yazıda Deniz olayı çok iyi özetledi bence.

“Bence, genç bir insanın hele de Türkse, Avrupa’yı mutlaka görmesi gerekir. Pegasus’ta tıpkısı benim Amsterdam’a uçtuğum gibi, gidiş -dönüş 300 TL’ye Avrupa biletleri bulunmaktadır. İnsan olan, reklam yaptığım için bana kızacağına, şu Pegasus linkine bi tıklar, 2 ay öncesinden felan biletini alır, ucuzundan, basar gider gezer.
Çünkü hayat hakatten, gezince daha güzel.”

Neyse “medeniyet dediğin budur” demek istiyorum. Dümdüz, geniş, temiz ve çukursuz sokaklarda dolaşmanın ve özellikle de ezilme paranoyası yaşamadan bisiklete binmenin değerini ben Kopenhag’da anladım. Şehir, İstanbul’daki otomobil hegemonyasının aksine, tamamen bisikletçilerin kontrolünde. Geniş kaldırımlar, kurallara uyan insanlar gözlerimi yaşarttı. Koskoca, onların İETT’sine tekabül eden, otobüs iki tane kıçı kırık bisikletli için yavaşlıyor,  hatta duruyor. İnanılacak gibi değil. Sadece bisikletle dolaşıldığı için bile Kopenhag’da yaşanır. Sanırım biz İstanbul’luları hatta Türkleri yurtdışında en çok etkileyen şey şu kurallara uyma meselesi. Bir de şu herkesin İngilizce konuşuyor olmasının üstesinden gelemiyorum ben. Elin evsiz adamı bile İngilizce konuşuyor. Adam geldi bir şeyler söyledi, anlamadığımızı ilettim, herif “I’m bumming for a smoke” dedi.

Biraz pahalı olması, ikliminin sıkıcılığı ile birlikte Kopenhag’ın tek falsosu gibi gözüktü gözüme. Kopenhag yerlisi eski patronum Aylin en çok pahalılıktan şikayet etti. İkizlerine aldığı Algida dondurmanın İstanbul’dakinin 10 katı pahalı olmasına isyan ediyorlardı en son kocasıyla. Kocası  da sinir olmuş bu farka, söyleniyordu. Bu arada bu isyanın arasında asgari maaşın 2000 küsür TL olduğunu öğrendim. Fena değil Danimarka’da yaşarım. En kötüsü berber çırağı olurum. Bol bol Türk berber var. Aslında Türk her şey var bu şehirde. Gerçekten bütün işlerinizi Türklerle halledebilirsiniz. Berberi, kasabı, lokantası, kuru temizlemesi hepsi var.

Pahalılık  enteresan bir durumda Kopenhag’da, mesela en sıradan bir yerde iki bira bir fıstık tabağına 150Kron gibi bir para veriyorsunuz ama  Madklubben isimli bizim House Cafe’nin bir tık üstüne tekabül eden yerde adam başı 300 Kron’a çok şaraplı antreli ana yemekli yemek yiyorsunuz. Madklubben’in PR’cısı gibi hissetme pahasına burayı çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Biz Bistro’sunda yedik. Tivoli içinde de bir yerleri varmış fakat orası biraz daha geleneksel Danimarka yemekleri yapıyormuş.

Özel olarak bahsetmeden geçemeyeceğim bir yer de Christiania. Çok enteresan bir yer, araştırdıklarıma göre burası devletin biraz kafasını çevirip görmemezlikten geldiği bir yer. Böyle kalması için de içinde yaşayan ve zaman gerçiren sakinlerinin bazı kuralları var. Kurallara uymayanları anladığımız kadarı ile çok hoş anılar beklemiyor. Fotoğraf çekmek, kavga etmek ve en önemlisi ağır uyuşturucu kullanmak yasak. Marijuana satmak/almak/içmek ise serbest. Gayet keyifli ve hoş bir ortam.  Bir park alanı, etrafta gençler takılıyor, müzisyenler tıngırdatıyor, jonglörler hoplatıyorlar.  Ama bizim en garipsediğimiz olay, yaşlı başlı  adamlar/kadınlar ve küçük çocuklardan oluşan turist kafilelerinin hayvanat bahçesi gezer edasıyla Christiania sokaklarında dolaşması oldu. Medeniyet bu demiştim ya asıl medeniyet budur. Herkes istediği gibi yaşasın, kimse kimseye karışmasın. Çok iyi kafalar.

Bu arada yeni keşfettiğim bir yatacak yer şekli olarak haftasonu için ev kiralama modeli bir daha hiç bir yerde otelde kalmayacağımın resmidir arkadaşlar. 3 gün için toplam 174Dolar’a Christianshavn mahallesinde şahane bir evde kaldık. Zaten şehir küçük ev de merkezi bir yerde olunca tadından yenmedi.

Bütün bunların dışında, İstanbul’da şu iki mekana yakın yerler olmadığı için biraz kıskançlık duyuyorum; Louisiana gibi bir müze ve Tivoli Gardens gibi panayır, lunapark karışımı eğlencelik bir alan. İkisi de kızlardan onaylı şahane birer date alanı. Ayrıca çoluklu çocuklu okuyucularım varsa ikisi de veletlerin kendilerinden geçeceği mekanlar. Haberiniz olsun.

Alışveriş yapmak isteyen tatilcilerimizin Kopenhag’da dükkanların haftaiçi 6’da, Cumartesi günleri 3 kapandığını hatırlatmak isterim. Ayrıca Pazar günü her yerin kapalı olduğunu ve kahvaltı edilecek yerlerin saat 10’a kadar servis yapmadığını siz karnınız aç bir şekilde 9’da kapılarında hayalkırıklığı yaşamayın diye şimdiden söylüyorum.

En son olarak sizi Kopenhag fotoğrafları ile baş başa bırakmak istiyorum. Esen kalın.

 

 

 

 

 

Ahkamlar

Switch to our mobile site