online pharmacy usa

Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Bir Ahkam Kesilmiş

Yerim Roma'yı da Yerim

 

Kopenhag hakkında attıp tuttuğum yazıda olduğu gibi, Roma hakkında ahkam keseceğim bu yazıma da kolaya kaçıp “Hayatımın Erkeği” Deniz Özturhan’dan (“Hayatımın Erkeği Deniz” dediğimde bir garip oluyor, açıklık getirmek istiyorum. Kendisi bir hanım kızımız ve blog’unun adı Kim Lan Bu Hayatımın Erkeği) çaldığım girişi döşeyeceğim.

“Bence, genç bir insanın hele de Türkse, Avrupa’yı mutlaka görmesi gerekir. Pegasus’ta tıpkısı benim Amsterdam’a uçtuğum gibi, gidiş -dönüş 300 TL’ye Avrupa biletleri bulunmaktadır. İnsan olan, reklam yaptığım için bana kızacağına, şu Pegasus linkine bi tıklar, 2 ay öncesinden felan biletini alır, ucuzundan, basar gider gezer. Çünkü hayat hakatten, gezince daha güzel.”

Roma’ya daha önce gitmemiş olanlarınız için tek bir cümle ile özetlemek gerekirse; “Roma yemek yenilebilen bir açık hava müzesi”. Ben Twitter’dan bir kaç kere çığırdığım gibi Roma’ya bu sefer yemek yemek amaçlı gittim. Hiç durmdan yedim ve yemek yenecek yerlere varma amacıyla yürüdüm. Daha önce geldiğimde müze ve türevi yerleri arşınlamış olduğumdan bu sefer kültür turizimi yerine lokanta gezisine çevirdim olayı. Gerçi deniz mahsullü tagliatelle yeme hayalleri ile yanıp tutuşurken bir türlü bu amacıma ulaşamadım ama olsun. Yediğim her şey şahaneden bir adım ilerideydi. Özellikle Cul de Sac denilen lokantada; salamların, peynirlerin içinde hayatımı geçirebilirim. Karar verdim ki benim Roma gibi bir yerde doğmamış olmam ilahi adalet. Gerçekten 20 yaşımda 120 kilo olur, 30’uma gelmeden damar tıkanıklığı, kolesterol, kalp derken bu dünyadan göçerdim.

Roma’ya ilk defa 12-13 yaşlarımda annem ve babamla gitmiştim. Annemlerin elalemin kapı ve pencerelerinin önünde dakikalarca durup “Deniz, kapının güzelliğine bak” dedikleri anları hatırlıyorum. (tesadüf bu ya annemin adı da Deniz) Bu dakikalarca bekleyiş ve konuyu kavrayamamış olmam küçük şımarık bir erkek çocuğu olarak saatlerce söylenmeme neden olmuştu. Fakat aklım eren bir yaşa gelip Roma’yı tekrar ziyaretimde anladım annemlerin neye hayran olduğunu. Elin şehrinde bir tane çirkin bina yok. Koskoca şehirde bir tane bile “olsun” diye yapılmış kapı baca pencere yok. Roma’ya gidişin en kötü yanı İstanbul’a dönüşte yaşanan kıyaslama faslı. Havaalanından eve dönüşte insan şehrinden utanıyor, insan yapımı her şey bu kadar mı çirkin olur bir şehirde. Roma’da en dandik binanın bile 3 metrelik devasa kapıları var. Kapılar enteresan bir şekilde en sıradan binayı bile güzel ve görkemli yapıyor, görmeden neden bahsettiğimi anlamak biraz zor sanırım. Bir kapı ötekine asla benzemiyor. Kapı kulpları bile ayrı güzel.

Roma’dan mide fesadı geçirmeden dönmüş olmamızın tek nedeni deliler gibi yürümüş olmamız. Kopenhag’ın tersine Roma trafiği medeni bir Avrupa ülkesi trafiğinden oldukça uzak. İstanbul gibi. Bir Vespa ile dolanmak çok istedik ama gözümüz korktu. Orta karar bir motosiklet sürücüsünün poposunun yemeyeceği bir kargaşa var trafikte. Lakin sokaklar düz kaldırımlar geniş olunca tabanvay kullanmak çok da üzmedi bizi. Zaten bu kadar yürümeseydik, Gizem’le birlikte 10 kilo alır dönerdik. Roma ufak sokaklarda gizli, ufak dükkanları ile güzel. Burada tek tek sokak isimleri ve nerede ne yedik ayrıntıları veremeyeceğim nitekim yeterince gevezelik yapıyorum, okunmaz bir yazı olur ama detayları merak edenleri Gizem ve benim “foto Roma’n”larımıza bekliyoruz. Hatta daha da ayrıntı isteyenler “siz gezememişsiniz” diyenleri diğer çok gezenlerin fotoğraf ve yazılarını okumaya davet ediyorum. Nitekim bir fotoğraf bin lafa değer. Ayrıca biraz daha beklerseniz Gizem’in çektiği şahane videoyu da görebilirsiniz. Ben burada da yayınlarım zaten pek bir güzel çekti kerata.

 

 

 

Comments

Ahkamlar

Switch to our mobile site